Yeni bir yıl yaklaşırken toparlanmak ve ‘sağlıklı başlangıç’ listesi yapmak adettendir.
Normalde uygulamaya geçme tarihi bir klişedir ve 1 Ocak’tır…
Ama gelin kıralım alışkanlıklarımızı ve yaz saati uygulamasını değiştiremesek de kendi zamanlamımızı değiştirelim.
18 Aralığın nesi var ki değil mi ama?

Listemin başında sizlere bir Özür var!
Uzun zamandır ısrarınıza ve desteğinize rağmen yazmadığım, yazamadığım için.
Sebebini kısaca anlatmak bir borç olduğu için kısaca bahsedeceğim:
Bu bloğu okuyan bir çok iyi insanın yanında kötü ve fırsatçılar da çıktı elbet. Olmasa olmazdı. Ama ben o kötülerle nasıl savaşacığımı bilemediğim bir döneme denk geldim ve pes ettim. Korktum. Korkunca bir daha pes ettim. Bu katmerli pes edişlerin ardında maalesef sözle de olsa beni ve hayatımı taciz etmeye çalışan biri vardı. Kendisini tanımadığım ve muhakeme yapma yetim olmadığı için suç duyurusunda bulunarak ve Savcılık şikayetiyle çözmeye çalıştım. Sonunda ne mi oldu?
Tacizler de benim yazma isteğim de kesildi…

Şimdi korkmuyor musun? diye sorabilirsiniz?
Korkmuyorum!
Beni en sevdiğim şeylerden uzaklaştırmaya, inandıklarımı ve yaşadıklarımı anlatmama engel olmaya çalışacak kişilerin sonu olmadığını gördüm. Osho’nun Yoga adlı kitabında Şairler hakkında bir tesbiti vardır: Der ki “Şair hafızasını beraberinde götürmez. Zihnini bir kenara bırakır ve bu da doğrudan temas etmesini sağlar. Mantığın bittiği ve şiirselliğin başladığı yerde rafine edilmiş ve yüksek aşamalı bir fenomen vardır.” O zaman mantığın ve gerçeklerin sınırlarında dolaşıp, kaybetmek yerine, kendine izin vermek ve Şair olmak lazım diye düşünüyorum.
(Listenin 1. maddesini neredeyse şimdiden realize etmenin de tadı bir başkaymış:)

2. sırada sigarayı bırakmak, diyet ve spor yapmak var zannediyorsanız çok yanılıyorsunuz! Çünkü bu yıl listenin daha anlamlı bir tarafının olmasını istiyorum. Mesela Bodrum’da hakkını vererek yaşayabilmeye ne dersiniz?
Kabul ediyorum ki ben bir çoğunuza göre 1-0 öndeyim; Hani büyük şehire 2 sene önce postayı koyup, herkesin hayalini kurduğu o güzide sahil kasabasına yerleştim ya… Ama yerleşmekle olmuyor bu işler. İnanın yaşadığımız topraklar, politika ve insanlar aynı. Haa tabii ki bir tık şanslı olduğumu itiraf etmem lazım. Çünkü biz burada daha az tedirgin, daha az trafikli, daha az yorgun ve daha az mücadeleci yaşıyoruz. Günler daha uzun mesela havalarsa bildiğiniz gibi ılıman. Kuş seslerini ilk defa duyduğunuz ve uykunuzdan uyandığınız da buranın gerçeklerinden…

Ama gel gör ki burada yaşamak için öncelikle:
Daha önce bildiklerinizi unutmanız gerekiyor; Günün sonunda burası, ilgi odağı olmuş ve zorla geliştirilmeye çalışılan bir sahil kasabası. Doğasında turizm ve az çalışmak olan bir Akdenizli. Eee turizm bitti. Çalışma alanı zaten yok o zaman ne olacak?
Genel kanı ve öneri ‘Emlakçı Olman’ yönünde…

“Hemşire deli misin sen ne uğraşıyorsun antin kuntin, sanat, sepet, markalaşma, pazarlama, strateji falan? Emlakçı olacaksın cillop gibi senede bir ev satıp, gün gibi yaşayacaksın. Hem çevren de var bak… Valla delisin sen!!!”

Bak güzel kardeşim benim bugüne kadar ne boklar yediğim, ilgilendiğim alanlar, hobilerim belli. Hep bir yazı işleri, dergicilik, sanat yönetmenliği, sosyal medya, resim, reklamcılık falan gibi kreatif işlerin içinde olmuşum ben. Şimdi 42 yaşında sanki anlarmışım gibi hidroforlu, depolu, tapusunda cart gözüken ama curt olan evi ordan buradan bulup, kendi portfoyüme koyup, kaçırılmayacak bir şey gibi gösterebilme ihtimalim var mı?
Sıksam olur… Ama sıkmayacağım!
Çünkü ben profesyonelliğe inanırım (Bu arada bu işin hakkını veren 1-2 akadaşım var yönlendirme yaparım isteyene) Haa deli gibi iş mi yapıyorum? Hayır ama yine de bilenlere bırakmayı tercih ederim bu alanı. Her meslekten emlakçı olmuş insan tanıdım burada. Herkes yokluktan emlakçı oluvermiş Bodrum çukurunda. Haksızlar mı? Asla değiller. Çünkü burada icra edilen meslekleri yazsak iki elin parmaklarını geçmez:
1- İnşaatçı
2- Müteahhit
3- Emlakçı
4- Otelci
5- Restoran/barcı
6- Tekneci

Anlayacağınız listenin 2. maddesi benim için daha zorlu. Bu 6 meslekten birini öğrenmem lazım bu yaştan sonra ki zaten otelcilik, restorancılık ve tekneceilik ülkenin turizm baltasından dolayı iptal olmaya yüz tutmuş durumda.

Umutsuz şeyler yazıp bir de ben karartmayacağım bu karanlık günleri. Ama buraya gelmeyi hedefleyen, özenen arkadaşlara hiç kimsenin yazmadığı gerçekleri söyleyeceğim; Tedbirli ve bilir olarak gelin diye aramıza.
– Üç kuruşluk birikimine güvenip, burada iş yapacağını sanarak gelme
– Evliysen, karının/kocanın tam olarak dişli ve seninle aynı hayali benimsediğini anlamadan gelme
– Burada iş yapacaksan büyük şehir vizyonunu, geldiğin şehirde bırakmadan gelme
– Tek başına bir kadın olarak gel tabii ki ama yaşlı ve paralı adamların sana yazmasından rahatsız olacaksan, bir daha düşün, gelme
– Haftanın 5 günü sokakta yemek yiyorsan ve akmayı seviyorsan daha zamanın var, gelme
– Araban yoksa sakın gelme
– Buraya restoran açmaya geliyorsan gelme
– Uçuk -kaçık fikirlerin ve projelerin varsa gelme

Aslında ‘Gelme’ demiyorum ama bunlara dikkat edip gelin diyorum. Çünkü buranın dinamikleri, kafası, iş anlayışı, prensipleri, yaşamı bildiklerinizden farklı diyorum…

Kendime ve sizlere ‘Sağlıklı Başlangıçlar’ yapabilme fırsatı vererek yazımı bitiriyorum.
İyi ki varsınız…